Dr. Münir Derman Hz. Kırklar, yediler, dörtler, üçlerle arkadaş idim. Hızır’la buluştum, konuştum, dertleştim, dünya yüzünde…

1608

Dr. Münir Derman 1910 yılında
Trabzon’da annesi Şehvar Hatun
ve babası Ahmed Rasim Efendi’nin
ailesine doğdu,
Baba tarafından büyük dedesi
Kafkasya’dan Şeyh Şamil,
ana tarafından büyük dedesi
Hâcegân silsilesine
mensub Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevi’dir.
Büyük ninesi yöresinde
“evliya kadın” olarak bilinen
Gül Hatun’dur.

Trabzon’da 4 yaşından itibaren
Buharalı hocası
Ömer İnan Efendi’nin manevi eğitiminde ilerlemiş
ondan feyz almış,
9 yaşında hafız olmuştur.
lkokulu Özel Fransız Okulu’nda bitirip
liseden sonra üniversite öğrenimi için
Devlet Bursu ile Fransa’ya gönderilmiş,
önce Felsefe-Psikoloji tahsili yapmış ;
sonra Tıp Fakültesi’ni de bitirerek
doktor olmuştur.

Mısır’da El-Ezher’e de kaydolmuş
ve ilahiyat tahsil etmiştir.

Askerlik yıllarında
Kore Savaşı’nda bulunmuş,
burada askeri doktor olarak
hizmet vermiştir.
u yıllarda bir süre
Japonya’da da bulunmuştur.
Yurda dönünce
A.Ü. Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde
Felsefe dalında öğretim üyesi olup
kısa süreli bir görev ifa etmiştir.
Kısa süre sonra bu görevinden ayrılarak
Tıp doktorluğu hizmeti için
Doğu Anadolu’da görev almıştır.
Daha sonra “Hükümet Tabibi” olarak
Bozuyük’te görevlendirilir.
Burada Hükümet tabibi iken evlenir
ve bir kız evladı olur.
Halen bir kızı ve üç torunu vardır.

Davet üzerine gittiği Almanya’da
15 yıl “anatomi” öğretim üyeliği yaptıktan sonra
tekrar yurda dönmüştür.
Almanya’da bulunduğu sürede
resmi görevi dışındaki saatlerde
camilerde vaazlar vermiş,
çok sevilmişlerdir.

Fransızca, Almanca, Rusça, Arabça’yı
mükemmel bilir, konuşurdu.
Bu dillerin kültür ve edebiyatları hakkında
derin bilgi sahibi idi.
Yabancı dillerin yanı sıra bilhassa
Fizik, Kimya Matematik gibi fen bilimlerinde,
astronomide şaşılacak derecede bilgiliydi.

Daha sonra Eskişehir’de
“Genel Cerrahi” uzmanı olarak
doktorluğuna devam etti
ve buradaki görevinden emekli oldu.
Eskişehir’de Akademi’de
misafir öğretim üyesi olarak ders vermiş;
aynı zamanda
çeşitli camilerde
kürsüye çıkarak halka vaazlar da
yapmıştır..

Manevi ilimlerde ise ,
“velayet ve tasarruf sahibi”
“ilm-i ledün sultanı”,
“arif-i billah” olarak tanınmıştır. …
Eserleri başka kitaplardan
derleme değildir.
Yazıları önceleri “İslam” dergisinde
yayınlanmıştır;
bu dergideki yazılarında
okurlardan kendisine ulaşan ve
çoğunlukla manevi incelikler dair soruları da
cevaplandırdığı bilinmektedir.
Daha sonra
“Allah Dostu Der ki” başlığı ile
yayınlanan notlarını titizlikle hazırlar ;
yanlışsız olması için
dikkatle yazdırırlardı.
Derman hazretleri,
hiç bir maddi servete sahip değildi.
Almanya’dan döndükten sonra
Ankara’da bir otel odasının
mütevazi şartlarında yaşadı
son demlerini…
Evi yoktu.
Eşi ile birlikte yalnız başına,
eski tanıdığı dostlarıyla yetindi.

Ömürlerini
ağır riyazat ve çilelerle,
büyük sıkıntılar,
dertler içinde
insanlardan uzak,
namsız-nişansız bir kul olarak
geçirdiler.
Tarikat kurmamışlardır.
Tavır ve anlayış olarak
günümüz dergah, tekke gibi
kurumlaşan örgütlenmelerine
rağbet etmemişler;
“talebe”, “mürid”, “şeyh” namları altında
etrafına kalabalık insan yığınları
toplamamışlardır.
Ancak vaazlarından
ve doktorluğundan kendisini tanıyan
ve hakiki seven sayılı kimseler
O’na yanaşmışlar,
ilminden istifade etmeye çalışmışlardır.

Hakk’ın heybetini taşıdığı
mübarek bedeni daima güzel kokar,
cezbesi tesir altına alırdı insanı…
Rasulullah ve
Ehl-i beyt- Rasulullah sevgisi
hücrelerine kadar yayılmış görünür
bir ahlak idi O’nda…
Nokta kadar şikayet, bıkkınlık taşımayan duru,
sükun ve teslimiyetin göründüğü
tertemiz bir sima…
Ağır sıkıntılar çileler ve dertlere
rağmen yüz buruşturduğu,
“off” bile dediği görülmemiştir.

Dertlilere,
hastalara şifa verir;
yardımlarına
bıkmadan, usanmadan koşardı.

Kendisini ele vermeyen,
içini göstermekten uzak duran
celalli yapısının altında,
derya gibi sevgi,
merhamet ve şevkat görünürdü…
Çok celalliydiler.
Bazen gürler konuşurlar,
fakat aynı zamanda da
gözlerinden yaşlar akar;
yine konuşurlardı.

Sakal bırakmamışlardır.
Fakat omuzlarına sarkan
yele gibi beyaz ipek saçlarına
itina gösterir,
onları ensesinde toplardı.

Kıyafeti;
tertemiz giydiği zevkle seçilmiş
bir-iki gömlek ve pantolondan ibaretti,
gösterişi sevmezlerdi.

Manevi emanetlerini,
kendisine yakinen hizmet eden
ona yanaşmış sevdiklerinden
birine bırakacağını söylemiş,
fakat isim açıklamamışlardır.

Son zamanlarını
-ikibuçuk sene- Hastane’de geçirdi.
Vasiyetlerinde “Dünyaya garib geldim,
garib gitmem lazım. Garibin yeri tenhadadır”
ifadesiyle sessiz bir köy kabristanına
gömülmek istediler.

2 Aralık 1989 Cumartesi günü
Hakk’a yürüdü.
Sevenleri O’nu kar yağarken
sevdiği iri kar taneleri altında
Ankara’nın kuzeybatısında
yaklaşık 15 kilometre mesafedeki
Memlik köyü yakınında toprağa verdi.
Açık bir kabir şeklinde olan türbesindeki
kitabede sahife başındaki şiiri yer almaktadır.
Aynı kabristanda Eşi ve
diğer bazı sevenlerinin de kabirleri
mevcut olup
sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s